BOLU
KARTALKAYA KAYAK MERKEZİ'NDEKİ YANGIN
Bolu
Kartalkaya Kayak Merkezi’nde meydana gelen yangın felaketi hepimizi derinden
sarstı. Vefat eden 76 vatandaşımıza Allah’tan rahmet, yaralılarımıza acil şifalar
diliyoruz. Acılı ailelerin acısını paylaşıyor ve taziye dileklerimizi
iletiyoruz.
Hâlihazırda
bu üzücü olayla ilgili devam eden soruşturma kapsamında 9 kişi gözaltında, biz
de süreci hassasiyetle takip ediyoruz.
76
vatandaşımızın hayatına mal olan bu üzücü olayla ilgili iddialar çok vahim…
Olayın bütün yönleriyle aydınlatılması için soruşturma titizlikle yürütülmeli
ve ihmali olan sorumlular adalet önünde en ağır şekilde cezalandırılmalıdır. Bu
tür olayların bir daha yaşanmaması için de denetimlerin titizlikle yapılması ve
gerekli önlemlerin alınması gerekir.
GAZZE ATEŞKESİ
Gazze’de 15 aydır devam eden
soykırımın ardından, siyonist terör rejiminin ateşkesi kabul ettiğini
duyurması, Gazze halkının ve direnişin zaferidir. Siyonist terör rejimi, sözde
“savaş hedefi” olarak ilan ettiği hiçbir hedefe ulaşamamış ve Filistin
direnişini yok etmeyi başaramamıştır. Ancak ateşkes ilanının hemen ardından
Gazze’ye yönelik ağır saldırıların sürdürülmesi ve işgal rejiminin gerçek dışı
iddialarla anlaşmayı sabote etmeye çalışması, ateşkesin aşamalarıyla ilgili
kaygılara yol açmaktadır.
Soykırım sürecinde Gazze halkının
yanında fiili olarak yer almayan, kınama açıklamaları dışında herhangi bir adım
atmayan bölge ülkeleri, ateşkes sürecinde Filistin halkının garantörlüğünü
üstlenmeli, işgal rejiminin sabotaj girişimlerine müdahale etmelidir.
Siyonist işgal medyası tarafından
duyurulan “Netanyahu’nun ortaklarına
esir takasının tamamlanmasının ardından savaşa geri dönüleceğine ilişkin
garanti verdiği” iddiası ve sözde
siyonist yetkililerin, işgal ordusunun Philadelphia Koridoru'nda kalmaya devam
edeceğine yönelik beyanları son derece endişe vericidir.
Bu bağlamda, Filistin halkının
haklarını savunmak yerine, onları “cehennemi yaşatmakla” tehdit eden ABD’ye bel
bağlamak, İslam ülkeleri için acizlikten öte bir ihanettir. Sadece Filistin’de
değil Suriye ve Lübnan’a kadar yayılan işgalciler kalıcı olarak Gazze’den
çıkarılmalı ve anlaşma ihlaline karşı ortak bir askeri güç
oluşturulmalıdır. Bölgeye insanî yardım girişinde
terör rejiminin ambargo girişimleri bertaraf edilmeli, Gazze’nin yeniden ayağa
kalkması için seferberlik ilan edilmelidir.
15 aydır gelişmiş tüm imkanlara sahip,
milyarlarca dolarlık askeri harcamaya ve Batılı ortaklarının tüm desteğine
rağmen Gazze halkına ve direnişine diz çöktüremeyen terör rejimi ve
finansörleri bu savaşta kaybetmiştir. Gazze halkının, siyonistlere boyun
eğdiren iradesini ve zaferini tebrik ediyor, bu yolda katledilen tüm şehitleri
rahmetle yâd ediyoruz.
7 Ekim’den bu yana yaşananlar, dünyanın bir siyonist vahşet tehdidi ile karşı karşıya olduğu hakikatini bir kez daha net olarak ortaya koymuştur. İnsanlık, bu tehlikeyi bertaraf etmediği müddetçe dünyaya huzur ve barışın gelmesi bir hayalden öteye geçmeyecektir.
ABD KAOS İSTİYOR
Suriye’de yönetim değişikliğinden
sonra istikrar için adımlar atılması beklenirken ABD’nin DEAŞ’ı bahane ederek
askerlerini çekmeyeceğini açıklaması, amacının işgal olduğunu ve bunu siyonist
rejim başta olmak üzere bölgesel bazı unsurları kullanarak yapmak istediğini
bir kez daha ortaya koymuştur. Herkes, ABD’nin siyonist işgal rejimi ve kendi
emperyalist çıkarlarından başka bir değer dünyasına sahip olmadığını ve
kullandığı işbirlikçilerini, çıkarlarını tehlikede gördüğünde çekinmeden
satacağını bilmelidir.
ABD’nin Kıbrıs ve Ege adalarında
askeri üsler kurması da bölgede oluşması muhtemel istikrar ve diyalog zeminini
tahrip etmeyi amaçlamaktadır. Türkiye ve diğer bölge ülkeleri sorunlarının
çözümünü istiyorlarsa ABD’yi araya sokmadan ikili görüşmeler gerçekleştirmeli; geçici
siyasi çıkarlar uğruna, bölge halklarının huzurunu kaçıracak adımlar atmaktan
kaçınmalıdırlar.
SAHTE ALKOL, CHP VE LAİKÇİ ALKOLİZM
Türkiye’de alkol tüketimi ve buna
bağlı suçlar gündemden düşmüyor. Geçen hafta sahte alkolden dolayı onlarca
kişinin ölmesi, durumun vahametini bir kez daha gözler önüne serdi.
Sahtesi ya da gerçeği fark etmeksizin
alkol tüketimi, toplumsal bir felakettir. Son zamanlarda herkes sahte alkole
odaklanmışken gerçek alkolün yol açtığı felaketler gündeme bile gelmiyor. Oysa Yeşilay’ın
DSÖ verilerine dayandırdığı istatistiklere göre cinayetlerin %85’i,
tecavüzlerin %50’si, şiddet olaylarının %50’si, trafik kazalarının %60’ı ve
kadına yönelik şiddetin %70’i alkole bağlı sebeplerle gerçekleşmektedir.
Bu veriler gösteriyor ki, “Sahte alkol, içeni
öldürür; gerçek alkol ise toplumu öldürür.” Sahte alkolün yol açtığı
ölümler için kesinlikle önlemler alınmalı ve zehir tacirleri engellenmelidir.
Ancak sahte alkol, toplumu büyük ölçüde etkileyen "normal" alkolle
mücadeleyi gölgelememelidir. Alkol tüketiminin şiddet ve toplumsal ifsada yol
açtığı bilinmeli ve bu soruna karşı caydırıcı önlemler alınmalıdır.
Topluma dayatılan alkolizm ile ilgili maalesef
gerekli önlemler alınmamakta ve alkol, bazen ana muhalefet partisi CHP
tarafından siyasal bir kimlik oluşturmanın aracı olarak kullanılmaktadır. Daha
yakın zamanda, CHP liderinin mitingde rakıya indirim vaadinde bulunması, toplumun
nasıl bir felakete sürüklenmeye çalışıldığını açıkça göstermiştir.
Alkol, bu ülkede CHP tipi dayatmacı
laikliğin sembolü olarak değer görmüş ve hep teşvik edilmiştir. Alkol
kullanımı, CHP tipi Kemalistliğin alamet-i farikası haline getirilmiştir.
Alkole; CHP tipi ideolojik nesil
yetiştirmenin mayası olarak hep kıymet biçilmiştir. Geçen yıllarda halka açık
alanlarda alkol satışının sınırlandırılması yönünde yapılan bazı uygulamalara
karşı CHP’nin verdiği reaksiyon ve rakının sözde “milli içecek” olarak lanse edilmesi, CHP nazarında alkolizmin “kimlik inşası”ndaki rolünün vardığı
tehlikeli boyutları ortaya koymuştur.
CHP’nin yüz yıldır sürdürdüğü “kimlik inşası” çabaları; toplumu
manevi değerlerinden uzaklaştırma, toplumun ruh sağlığını bozma, toplumsal örf,
gelenek ve kabul görmüş ahlak anlayışından soyutlama üzerine kurulmuştur.
“Kimlik inşası” adına teşvik edilen alkol ise toplumsal değerlerimizin tümünün
köküne dökülecek kibrit suyu olarak CHP ve "Beyaz
Türk" elitizmi nezdinde kabul
görmüştür. Nitekim bazı illerde valilik kararlarıyla umuma açık yerlerde alkol
satışı ve tüketimine getirilen sınırlamalar, bizzat CHP ve yedeğindeki sözde
seçkinlerin girişimleriyle engellenmiş, kısıtlamalar kaldırılmıştır.
Anayasa ve ilgili kanunlar, gençlik ve
ailenin korunmasını zorunlu kılmaktadır. CHP ve yedeğindeki sözde seçkinlerin
alkol dayatması aynı zamanda bir halk sağlığı sorunu teşkil etmektedir. Alkol
dayatması bu anlamda bariz bir suçtur ve alkolün yol açtığı suç
istatistiklerine yansıdığı şekliyle CHP bu yönde toplumsal bir suçu alenen
işlemektedir. CHP’nin alkol dayatmacılığına karşı önlem almamak, hatta sessiz
kalmak bugünkü yöneticiler için ayıpların en büyüğüdür. Bu ayıptan bir an önce
kurtulmaları hem kendileri hem de toplum için yararlı olacaktır.
SUÇU SIRADANLAŞTIRAN GÜNDÜZ KUŞAĞI PROGRAMLARI YASAKLANMALI
Gündüz kuşağı programlarında terk
edilen çocuklar, evden kaçan anneler ve gençler, şiddet uygulayanlar ve
mağdurları, istismara uğrayanlar ve istismarcılar, aile içi dolandırıcılık yapanlar,
gayrı meşru ilişki sonucu hamile kalanlar ve katillerin ekranlara çıkartılması;
söz konusu suç ve ahlaksızlıkların normalleşmesine ve suç oranlarının artmasına
neden olmaktadır.
Aile kurumu korunmak isteniyorsa, aile
mahremiyetini ortadan kaldıran, aileyi ayakta tutan ahlaki değerleri ve
özellikle güven duygusunu tahrip eden, aile ortamını topluma tehlikeli bir alan
gibi gösteren bu programlar acilen yasaklamalıdır.
6284 SAYILI KANUN NE AİLEYİ KORUYOR NE DE ŞİDDETİ ÖNLÜYOR
6284 sayılı kanuna göre şiddetin
hislere ve algılara dayanacak kadar belirsiz ve ucu açık bir kavram olarak
tanımlanması, yalnızca kadının beyanının yeterli kabul edilmesi suistimallere
yol açmaktadır. Basit anlaşmazlıkların ağır şiddet vakalarıyla eş değer tutulup
erkeğin 1 ila 6 ay arası evden uzaklaştırılması, onun hem çocukları hem de
toplum nazarındaki itibarını kaybetmesine neden olmakta ve bu durum nefreti ve
şiddeti körüklemektedir.
Dünyanın hiçbir yerinde benzeri
olmayan bu kanun, bizim ülkemizde uygulanırken Hollanda, Belçika, Fransa ve
İspanya gibi Avrupa ülkelerinde uzaklaştırma süresi 3 ila 7 gün arasında
tutulmakta, tarafların teskin edilmesi hedeflenmekte, iki tarafa da psikolojik
destek sağlanmaktadır. Adalet
Bakanlığı’nın yayımladığı verilere göre 2019 yılında 553 bin 463 erkek evden
uzaklaştırılmıştır.
Aileyi koruma hedefine hizmet etmeyen aksine
aileyi dağıtan ve kadını ağır şiddet vakalarında asla koruyamayan 6284 sayılı
kanun, uygulanmaya başlandığından bu yana boşanma ve şiddet oranlarının
artmasından başka bir işe yaramamıştır. Bu nedenle söz konusu kanun, iki
tarafın da hakkını koruyacak ve aile bütünlüğünü muhafaza edecek şekilde
yeniden düzenlenmelidir.
HÜDA PAR GENEL MERKEZİ
